Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

Yeşaya Kim? Kehaneti Kim?

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

"Büyük Deccal Biden ve Netanyahu Yeşeya'nın Kehanetini Nasıl Görecek!?"

2023102705020463287f5421ddfa04.jpg
İstanbul/ Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümünde bulunan Hz. Davut'un yaptığı, Büyük Mehdi ve Mesihisa'nın eline geçecek kılıç!

* İstanbul Ahirzamanda 2. kez Savaşsız Fethedilecek Mi?

Ebu Hureyre (ra) şöyle dedi:

Nebi (sav) buyurdu ki:

“Bir tarafı denizde ve bir tarafı da karada olan bir şehir (İstanbul) duydunuz mu?”

Sahabeler, Evet, ya Rasulallah! dediler.

Nebi (sav) de şöyle buyurdu:

−“İsmailoğullarından (Filistinlilerden) 70 bin kişi o beldede savaşmadıkça kıyamet kopmaz! Oraya geldikleri vakit kılıçla savaşmaz ve ok da atmazlar!

‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler, şehrin deniz tarafı düşer.

Sonra yine, ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler ve şehrin diğer tarafı düşer.

Sonra üçüncü defa, ‘La İlahe İllallahu Vallahu Ekber’ derler ve onlar için bir gedik açılır.

Onlar da şehre girerek ganimet elde ederler; ganimetleri taksim ederken birisi gelir:

−‘Deccal çıkmıştır,’ diye bağırır.

Onlar da her şeyi bırakıp geri dönerler.” (Müslim 2920)

***

Yahudi Kaynaklarına Göre Kahin Yeşeya

Yeşeya, Eski Ahit/ Tevrat'ta kahin/peygamber.

Yeşeya'ya tanrının yazdırdığı kitap ise, "Yeşaya Kitabı" olarak bilinir.

Yeşeya/ İşaya Kitabı 66 bölümden oluşur ve İşaya/ Yeşeya'nın 'peygamberlik' mesaj ve kehanetlerini içerir.

Yeşeya'nın kehanetleri arasında ahlaki öğütler, kurtuluş vaatleri, Mesih'in gelişi, İsrail ve diğer milletlerin geleceği hakkında kehanetler bulunur.

"Yeşeya, İsa Mesih doğmadan yedi yüz yıl önce yaşayan (mö 7- 8.yy) Süleyman’ın Yeruşalim/ Darüsselam'da inşa ettiği tapınakta Tanrı için çalışan bir kahindi.

Yeşaya ve diğer peygamberlerin Tanrı’ya her gün sunak üzerinde hayvan kurbanlar sunmaları gerekiyordu.

Bu kurbanlar, dünyanın günahı için kanını dökecek/ kanı dökülecek olan Mesih’i sembolize ediyordu.

Bir gün Yeşaya; Rabbin tapınağında kurbanlar sunduğu sırada neler olup bittiğini dinleyelim.

Yeşaya, kitabının altıncı bölümünde şunları yazar:
...

"Sonra Rabbin sesini işittim:

‘Kimi göndereyim, bizim için kim gidecek?’ diyordu.

Ben, ‘Beni gönder!’ dedim."
...

"Böylece Rab Tanrı; Yeşaya’ya yüceliğini ve kutsallığını açıkladı ve İsraillilere, yani Yahudilere Sözü’nü ilan etmesi için ve gelecek kuşakların yararlanması amacı ile bir kitap yazması konusunda çağrıda bulundu!

***

Yeşaya kitabı, uzun ve geniş kapsamlı bir kitaptır.

Ancak yine de peygamber Yeşaya’nın çağrısını iki önemli düşünceye değinerek özetleyebiliriz.

* Birinci düşünce: Yeşaya, Yahudilere günahları ile ilgili kötü haberi ve bu nedenle hak ettikleri cezayı bildirdi.

* İkinci düşünce: Yeşaya, Yahudilere günahlarının cezasını çekmek üzere dünyaya gelecek olan Mesih ile ilgili iyi haberi sundu.

Böylece kahin/ peygamber Yeşaya’nın mesajını kısaca şöyle aktarabiliriz:

1- Yahudilerin günahları ve günahlarının cezası hakkındaki kötü haber.

2- Yahudi günahları uğruna günahın cezasını ödeyecek olan kurtarıcı (Mesihisa) hakkındaki iyi haber.

Yeşaya, Yahudileri inatçılıkları ve günahkarlıkları nedeni ile azarladı, sonra onlara, inananların yüreğini temizleme gücüne sahip olan 'iyi haber’i anlatmaya başladı.

Yeşaya’nın, günahkarları kurtarmak için dünyaya gelecek olan İsa Mesih (as), hakkında yazmış olduğu sözlerden bazılarını dinleyelim.

Yeşaya şöyle yazar:

“Gelin şimdi davamızı görelim. (İntikamımızı alalım!)

Günahlarınız sizi kana boyamış bile olsa kar gibi akpak olacaksınız!

Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da, yapağı gibi bembeyaz olacak!” (Yeşaya 1:18)

Kırmız böceği, kırmız meşesi üzerinde yaşayan ve kırmız denen kırmızı renkte boya elde edilen kabuklu bir bit cinsidir.

***

YEŞAYA' NIN KEHANETİ KİM? İSA MESİH (AS) MI?

فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِهٖ مَكَاناً قَصِياًّ ﴿٢٢}

- Derken Meryem ona hamile kaldı, işte bu sebeple karnında bebeği ile uzak bir yere çekildi. (Meryem 22)

- Neticede Allah melek (Cebrail) vasıtasıyla ruhu üfleyince Meryem hamile kaldı. (Enbiyâ 21/91; Tahrîm 66/12)

MERYEM (AS) SURESİ

[98 ayetlik Mekki sûrede yahudilerin Hz. Meryem ve oğlu Hz. Îsâ hakkındaki iftiralarının reddedilmesi, Zekeriyyâ aleyhisselâma –ihtiyar olmasına rağmen– oğlu Yahyâ’nın verilmesi, Hz. Meryem’in –Allah’ın bir mûcizesi olarak– Hz. Îsâ’yı babasız dünyaya getirmesi dile getirilmiştir.]

Maide Suresi, 110. ayet: Allah şöyle buyurdu:

"Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim."

Bakara Suresi, 87. ayet:

"Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le (Cebrail) teyid ettik..."

***

(Yeşaya 7:14; Matta 1:23):

“Bundan ötürü Rabbin kendisi size bir belirti verecek:

İşte, bakire kız gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını—anlamı tanrı bizimledir anlamına gelen İmmanuel (bebek İsa'nın sıfatı) koyacak"

"Tanrı; peygamber (kahin) Yeşaya aracılığı ile büyük bir sır açıklıyordu.

Tanrı, bir erkek ile beraber olmamış bir bakire kızın rahmine Kendi Ruhu’nu göndermeyi planladı.

Mesih, dünyaya işte bu şekilde doğacaktı."

Bilindiği gibi, Mesih’in beşeri babası yoktu.

Mesih, doğmadan önce Cennetteydi. çünkü O, başlangıçta Tanrı ile birlikte olan Söz’dü.

Yeşaya’nın kehanetine-peygamberliğine göre; 'Mesih, bir insan bedenindeki Tanrı olacaktı.'

Ne müthiş ve etkileyici bir gerçek!

Ruh olan Tanrı, Kendi Ruhu’nu ve Sözü’nü bir bakirenin rahmine koymayı ve sonra bir bebek olarak! dünyaya gelmeyi! tasarladı.

Yeşaya, bu sözler ile şu konuda peygamberlik/ kahinlik etti:

“İşte bakire bir kız gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını—‘Tanrı bizimledir!’ anlamına gelen İmmanuel – koyacak!

Yeşaya’nın şu sözlerini okuyalım:

“Karanlıkta yürüyen halk, büyük bir ışık görecek; ölümün gölgelediği diyarda yaşayanların üzerine ışık parlayacak.

Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek.

Onun adı, Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak!" (Yeşaya 9:2,6)

***

Hz. İsa Aleyhisselam' ın Mucizelerinden

وَرَسُولًا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ

"Allah onu İsrâiloğulları’na peygamber olarak gönderecek, o da onlara şöyle diyecek: “Şüphesiz ben size Rabbinizden büyük bir mûcize getirdim:

Size çamurdan kuş sûretinde bir şey yapıp ona üfleyeceğim, o da Allah’ın izniyle gerçek kuş olacak. Allah’ın izniyle anadan doğma körleri ve alaca hastalarını iyileştireceğim. Yine Allah’ın izniyle ölüleri dirilteceğim. Evlerinizde ne yiyip, neleri biriktirdiğinizi size bir bir haber vereceğim. Eğer inanmak isterseniz bunda sizin için kesin bir delil vardır.” (Âli İmran 49.Ayet)

***

Bilâkis Allah onu [İsamesihi] kendine kaldırmıştır.

Allah izzet ve hikmet sahibidir.

Ehl-i kitap’tan her biri ölümünden önce ona [Mesihisa'ya] mutlaka iman edecektir; o da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır.

Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de pek çok kimseyi Allah yolundan engellemeleri,
kendilerine yasaklandığı halde faizi almaları ve haksızlıkla insanların mallarını yemeleri yüzünden önceden helâl kılınan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık."
(Nisa Suresi: 158- 159- 160- 161.Ayeti kerimeler)

***

Yeşaya 35:5, 6: “O zaman körlerin gözleri, sağırların kulakları açılacak; topallar geyik gibi sıçrayacak, sevinç ile haykıracak dilsizlerin dili!”

* 53. bölüm, kahin/ peygamber Yeşaya’nın yazmış olduğu bölümler içindeki en harika! (korkunç) bölümdür.

Yeşaya bu bölümde İsa Mesih’in, insanların günahlarının cezasını çekmek için, nasıl kanını dökeceğine/ döküleceğine dair kehanette bulunur.

Tanrı’nın, Mesih’in zamanından yedi yüz yıl önce (7- 8 yy) kahin/ peygamber Yeşaya’ya vermiş olduğu İyi Haber’i dikkatle dinleyin:

* “Oysa bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti.

Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü.

Yine de Rab hepimizin cezasını O’na yükledi.” (Yeşaya 53:5,6)

* “Rab diyor ki:

“Gelin şimdi davamızı görelim. (intikamımızı alalım!)

Günahlarınız sizi kana boyamış gibi olsa, kar gibi ak pak olacaksınız.

Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da, yapağı gibi bembeyaz olacak.” (Yeşaya 1:18)

bknz: https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&opi=89978449&url=https://www.study-islam.org/turkce/twor/55-peygamber-yesaya%23:~:tex

2023102705405463287f5421ddfa04.jpg2023102705345463287f5421ddfa04.png2023102705343763287f5421ddfa04.png

***

İslami Kaynaklarda Yeşuya/ Yuşa

2023102705081463287f5421ddfa04.jpg
İstanbul/ Beykoz'da bulunan Hz. Yuşa'nın makam kabri.

"Yûşa‘ (Yeşu) kelimesinin İbrânîce aslı, “Tanrı kurtuluştur” veya “Tanrı kurtarır” anlamına gelen Yehoşua’dır (Yeoşua).

Tevrat’a göre aslı Hoşea olan bu isim (Sayılar, 13/8; Tesniye, 32/44) Mûsâ tarafından Yehoşua olarak değiştirilmiş, (Sayılar, 13/16) zamanla Yeşua biçiminde kısaltılmış.

(Catholicisme, VI, 1034), Arapça’ya da Yûşa‘ diye geçmiştir (Cevâlîkī, s. 644).

Önceleri Mûsâ’nın yardımcılığını yapmış, ondan sonra da İsrâiloğulları’nın başına geçmiştir. Tevrat ondan “Mûsâ’nın hizmetçisi, genç adam” diye bahseder. (Çıkış, 33/11).

Arz-ı Mev‘ûda keşif için gönderilen ve her kabileden birer kişi seçilerek oluşturulan topluluk arasında Efraim kabilesini temsilen; kırk yaşındaki Yeşu/ Yuşa da vardır.

Yeşu, Yahuda soyunun (sıbt) temsilcisi Yefunne oğlu Kaleb ile birlikte bu topraklara girmeleri için İsrâiloğulları’nı ikna etmeye çalışır. (Sayılar, 14/6-9; Yeşu, 14/7).

Ancak; Arz-ı Mev‘ûda girilmesi emrine karşı çıkan kavmi tarafından taşlanır; daha sonra vebaya yakalanır, bu hastalıktan ilâhî inâyetle kurtulur, imanı ve sadakatı sayesinde Arz-ı Mev‘ûda girmekle mükâfatlandırılır!

İsrâiloğulları’ndan Nûn oğlu Yeşuya ve Yefunne oğlu Kaleb dışındakilerle, yirmi yaşında ve daha yukarı yaşlarda bulunanlar Arzı Mevud'a giremez." (Sayılar, 14/10, 30, 38).

**

"Mûsâ (as) İsrâiloğulları’nı denizden geçirdiği gibi, Yeşu da kavmini Şeria (Ürdün) nehrinden geçirmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Yûşa adı geçmemekle birlikte, iki yerde ona işaret edilmiştir.

Hz. Mûsâ İsrâiloğullarına, Tanrı tarafından vaad edilen topraklara girmeleri gerektiği emrini alınca on iki (12) kabileden seçtiği birer kişiyi keşif kolu olarak önden göndermiş, on iki kişiden sadece ikisi ilâhî emrin yerine getirilmesini istemiş, diğerleri ise o topraklarda zorbaların yaşadığını ileri sürüp oraya giremeyeceklerini söylemiş ve Tanrı emrine karşı çıkmıştır (el-Mâide 5/12, 22-24)

İslâmî kaynaklarda da bu şekilde yer alır. (Sa‘lebî, ʿArâʾisü’l-mecâlis, Kahire 1324, s. 136, 150-151)

Diğer taraftan Mûsâ ve Hızır kıssasında kendisinden Mûsâ’nın genç yardımcısı (fetâ) diye bahsedilen kişinin de (el-Kehf 18/60, 62-63) Yûşa‘ b. Nûn olduğu ifade edilir." (Salebi s. 136)

bknz: https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&opi=89978449&url=https://islamansiklopedisi.org.tr/yusa%23:~:text

***

Meseleyi Birleme ve Hakiki Gerçek!

1- Yuşa/ Yeşaya Hz. Musa'nın en yakın yardımcısıdır. Musa (as)dan sonra Yahudilerin peygamber ve hükümdarıdır.

2- Arzı Mevud'u Hz. Musa'dan sonra fethetmiştir.

3- Kuvvetle muhtemel Kur'an-ı Kerim'de geçen Talut' tur.

Ordusuyla ŞERİA NEHRİNİ GEÇERKEN, SU İÇİP/ İÇMEMEKLE İMTİHAN EDİLMİŞLER VE SU İÇMEYEN VEYA BİR AVUÇ İÇEN AZLARLA ÇOKLARA KARŞI BÜYÜK BİR ZAFER KAZNMIŞLARDIR!

***

Bakara Suresi'nin 243-252. Ayetleri Işığında Talut/ Calut Savaşı

اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ اُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِࣕ فَقَالَ لَهُمُ اللّٰهُ مُوتُوا ثُمَّ اَحْيَاهُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ﴿٢٤٣﴾

- Sayıca binleri buldukları halde ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi?

Bunun üzerine Allah onlara “ölün!” dedi.

Sonra kendilerine hayat verdi.

Şüphesiz Allah’ın insanlar üzerinde büyük lütufları vardır ama insanların çoğu şükretmezler.

Tefsir (Kur'an Yolu);
1.cümle: Sûrenin ana konusu, indiği dönem ve [kıyamete kadar] müslümanları, [din, özgürlük, vatan, namus...] gibi değerlerini korumak için savaşa hazırlamak ve teşvik etmektir.

2. cümle: Bu âyetten sonra yine “Allah yolunda savaşın” emri ve sonra İsrâiloğulları’nın savaş karşısındaki tutumları da bunu göstermektedir. Allah öldürmeye ve diriltmeye kadirdir.

- Kıssadan hisse ise; “korkunun ölüme fayda vermeyeceği, [müminlerin] kaçmak yerine savunmayı tercih etmelerinin gerektiğidir.

Bugün ise 243. ayetin birinci cümlesi:

[Kaçan binlerce kişi o tarihte İsrailoğullarını, bugün Amalika/ Filistinlileri, yakın gelecekte ise İsrail ve Usa olarak tevil ve tabir edilebilir!]

وَقَاتِلُوا فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ ﴿٢٤٤﴾

"Allah yolunda savaşın ve bilin ki, Allah her şeyi işiten ve bilendir." (Bakara; 244)

Tefsir (Kur'an Yolu) 244.ayet:

- Yurt ve değerlerini savunacak yerde, düşmandan korkarak kaçanların misali hatırlatıldıktan sonra asıl maksada geçilerek: “Allah yolunda savaş” emredilmekte; insanların söylediklerini ve zihinlerinden geçirdiklerini de Allah'ın bildiğine [cihat için korku ve kaygılarını] O’ndan gizlemenin mümkün olmadığı bildirilmektedir.

قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُٓ اَضْعَافاً كَـثٖيرَةًؕ وَاللّٰهُ يَقْبِضُ وَيَبْصُۣطُࣕ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ﴿٢٤٥﴾

-Kim Allah’a güzel (karşılık beklemeden) bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. Daraltan da genişleten de Allah’tır ve O’na döndürüleceksiniz. (Bakara 245)

Tefsir (Kur' an Yolu) 245. ayet

- Önce “güzel borç” verme teşvikinin bildirilmesi, savaşa katılan müminlerin [faizsiz borca] ihtiyaç duymaları gerçeğine dayanmaktadır.

Güzel borç ihtiyacı olan herkese Allah rızâsı için (ihlasla) karz-ı hasendir.

Ancak bu ihtiyaç [müminlerin zorunlu olarak] savaşması yüzündense, faizsiz borcun yüz ve binlerce kat daha sevaplı olacağı muhakkaktır.

مَلِكاً نُقَاتِلْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِؕ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُواؕ قَالُوا وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَاؕ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَلٖيلاً مِنْهُمْؕ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ بِالظَّالِمٖينَ ﴿٢٤٦﴾

- Mûsâ’dan sonra İsrâiloğulları’nın ileri gelenlerini görmedin mi?

Peygamberlerinden birine “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” dediklerinde O, “Üzerinize savaş farz kılındığında savaşmayacağınızdan korkarım” cevabını verdi. “Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımız halde Allah yolunda savaşmayıp da ne yapacağız?” dediler.

Üzerlerine savaş farz kılınınca da, içlerinden azı müstesna, yüz çeviriverdiler. Allah zalimleri iyi bilmektedir. (Bakara; 246)

Tefsir (Kur' an Yolu) 246. ayet

-İsrâiloğulları’nın dinî ve siyasî lideri Hz. Mûsâ idi.

Ancak İsrailoğulları peygamberleri Hz. Musa'ya (as), “Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız” (Mâide 5/24) demeyi tercih ettiler.

* Mekke’de de; durmadan savaşalım diye Hz. Peygamber’e başvuran bazı kimselerin, Medine’de cihad farz olunca korkup, “Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, bizi yakın bir süreye kadar geri bıraksan olmaz mıydı?” (Nisâ 4/77) demeleri Yahudi veya Müslüman insanların dönek psikolojisini yansıtan bir örnektir.

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اللّٰهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكاًؕ قَالُٓ اَنّٰى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ اَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِؕ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِؕ وَاللّٰهُ يُؤْتٖي مُلْكَهُ مَنْ يَشَٓاءُؕ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلٖيمٌ ﴿٢٤٧﴾

- Peygamberleri onlara: “Allah size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi.

“Biz hükümdarlığa ondan daha lâyık iken ve ona servet bakımından bir zenginlik de verilmemişken onun üzerimize hükümdarlığı nasıl olur?” dediler.

Peygamber: “Allah onu sizin için seçti, kendisini ilimde ve bedende daha güçlü kıldı” dedi. Allah mülkünü dilediğine verir, Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır, her şeyi bilir. (Bakara 247)

Tefsir (Kur'an Yolu) Bakara 247:

- Peygamberleri onlara Tâlût’un (Saul) Allah tarafından hükümdar olarak tayin edildiğini bildirince buna iki sebeple itiraz ettiler:

a) Tâlût uzun boylu, yiğit bir halk çocuğu idi. İsrâiloğulları’nın ileri gelenlerinden, hükümdar çıkması beklenen ailelerinden değildi. Onların anlayışına göre böyle aileler dururken bir halk çocuğu hükümdar olamazdı; bu makama o değil topluluğun ileri gelenleri lâyık idiler.

b) Tâlût zengin değildi; onlara göre hükümdar olacak şahıs aynı zamanda zengin olmalıydı.

Allah Teâlâ bu itiraza peygamberleri aracılığı ile verdiği cevapla yöneticilerde bulunması gereken nitelikler konusunda evrensel mesajlar iletmiş oluyordu.

Buna göre:
1- Mülk ve iktidar asıl olarak Allah’a aittir, kulların bunlara sahip olmaları mecazidir.

O halde yönetici, öncelikle Allah’ın yönetmeye lâyık gördüğü kimselerde aradığı vasıflara sahip olmalıdır.

Âyette; Tâlût’u Allah’ın seçmiş olması onun bu açıdan liyakatini göstermekte ve dikkatleri bu yöne çekmektedir.

2- Tâlût bilgili ve güçlüdür; yönetici olacak şahısların zengin değil, bilgili ve güçlü olmaları gerekir.

“İlimce ve bedence başkalardan üstün olmak” adaylığın temel şartıdır.

Eski Ahid’in I. Samuel (İsmail) kitabında yazılanları, (s, 8-11) tarihî bilgilerle sentezleyen araştırmacılara göre Hz. Mûsâ’dan sonra onun yerini alan Yûşa/ Yeşaye dönemine kadar İsrailoğulları, Amâlika, Medyanî, Ârâmî ve Filistinliler’le savaşıp durdular.

* Samuel (Hz.İsmail as) peygamberin yaşlandığı günlerde GAZZE yakınlarında Filistînler’le yaptıkları savaşta büyük bir mağlûbiyete uğradılar ve çok önem verdikleri kutsal sandığı (tabut) düşmana kaptırdılar.

[Bugünkü GAZZE Savaşı, İsrail'in intikam ve (AHİD SANDIĞINI/ TABUTU FİLİSTİNDEN GERİ ALMA SAVAŞI!]

İleri gelenler yaşlı peygambere, düşmanlarında da (Filistinler) olduğu gibi kendilerine bir hükümdar tayin etmesini istediler. Bunun üzerine Peygamber (İsmail as) Samuel, Allah'ın emriyle Tâlût’u İsrâiloğulları’na hükümdar tayin etti.

وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ اِنَّ اٰيَةَ مُلْكِهٖٓ اَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فٖيهِ سَكٖينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ اٰلُ مُوسٰى وَاٰلُ هٰرُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلٰٓئِكَةُؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَࣖ ﴿٢٤٨﴾

Meal (Kur'an Yolu) Bakara; 248:

Peygamberleri onlara: “O’nun hükümdarlığının alâmeti, içinde Rabbinizden bir sekîne(t), Mûsâ ve Hârûn ailelerinin bıraktıklarından bir bakiye bulunan ve meleklerin taşıdığı sandığın size gelmesidir” dedi.
Gerçekten inanıyorsanız bilin ki, bunda sizin için büyük bir işaret vardır.

Tefsir ( Kur'an Yolu) Bakara 248:

- Âyet metnindeki tâbût- sandık, Hz. Mûsâ’nın emriyle ahşaptan yapılmış, içi dışı altın levha ile kaplanmış sandıktır.

Yahudi literatüründe bu sandığa ahid sandığı denilmektedir.

Eni ve boyu 210 cm x 110 cm, yüksekliği ise 70 cm kadar, olan ahid sandığının dört tarafında dört altın halka ve taşımak için bunlara geçirilmiş iki sopa vardı.

Tabutun içinde Tevrat’ın sayfaları yazılı malzeme, Hz. Mûsâ ile kardeşi Hârûn’dan kalan elbise, baston (asâ), sancak gibi bir kısım kıymetli eşya (bakiye) bulunuyordu. (bknz: Abdurrahman Küçük, “Ahid Sandığı”, DİA, I, 535).

Sekîne(t) ise İslam'da, "sükûnet, gönül huzuru, yüksek moral” mânalarında kullanılan Arapça bir kelimedir.

Buna göre ahid sandığı, İsrâiloğulları’na moral ve uğur veriyor, savaşta cesaret ve zafer ümitleri artıyor, ahid sandığı yanlarında oldukça kendilerini güvende hissediyorlardı.

* Yahudi kaynaklarına göre Filistînler, İsrâiloğulları’nı GAZZE'de yenince, içinde Tevrat’ın da bulunduğu ve Ahid Sandığını onlardan alıp, gövdesi balık, kafası insan şeklindeki İlâhları D(R)AGON'un bulunduğu mâbede götürmüşlerdi.

Ahid Sandığı D(R)AGON Tapınağı'nda 7 ay kaldı. Bu sürede Filistînler’in başına birçok belâ ve felâket geldi.

Bu felaketleri ahid sandığını ele geçirmelerine bağladıkları için bir kağnı hazırladılar ve önüne iki sağmal inek koştular. Ahid Sandığını bu kağnıya yüklediler ve inekleri serbest bıraktılar.

İnekler arabayı İsrâiloğulları’nın memleketine getirdi. Onlar da büyük bir sevinç içinde onu bir eve koydular, oraya bir görevli tayin ettiler. (I. Samuel, 5/1-7/2)

Âyette geçen “tabutu (ahid sandığını) meleklerin taşıması”ndan maksat, meleklerin kağnıya rehberlik etmesidir.

Kur’an-ı Kerîm’e göre, tabutun (sandığın), Tâlût’tan sonra gelmesi, peygamberin de bunu, onun hükümdarlığının bir işareti olarak değerlendirmesidir.

Bu inanca göre Filistînler, İsrâiloğulları’nın bir kral yönetiminde birleştiklerini görünce kendilerinden intikam alacaklarını, bunun baş sebebinin de tabut (sandık) olduğunu düşünmüş, ilişkileri yumuşatmak için tabutu (sandığı) geri göndermişlerdir. (II, 492)

لَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِۙ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَلٖيكُمْ بِنَهَرٍۚ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّٖيۚ وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّٖٓي اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهٖۚ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَلٖيلاً مِنْهُمْؕ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُۙ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهٖؕ قَالَ الَّذٖينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِۙ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلٖيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثٖيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرٖينَ ﴿٢٤٩﴾
وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهٖ قَالُوا رَبَّنَٓا اَفْرِ غْ عَلَيْنَا صَبْراً وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَؕ ﴿٢٥٠﴾

Meal (Kur'an Yolu)Bakara; 249:

- Tâlût askerleriyle birlikte ayrılıp sefere çıkınca, “Allah muhakkak sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan içerse benden değildir, - bir avuç içen müstesna- ondan tatmayan da bendendir” dedi.

İçlerinden pek azı dışındakiler ondan içtiler.

Kendisi ve onunla beraber inananlar nehri geçince:
“Bugün Câlût’a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok” dediler.

Allah’a kavuşacaklarını umanlar ise:

“Nice az birlik vardır ki, Allah’ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir, Allah sabredenlerle beraberdir” dediler.

﴾250﴿ Câlût ve askerlerinin karşısına çıkınca da:
“Rabbimiz! Bizi sabırla donat, bize sebat ver ve inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!” diye niyazda bulundular.

فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِۙ وَقَتَلَ دَاوُ۫دُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَٓاءُؕ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمٖينَ ﴿٢٥١﴾

Meal (Kur'an Yolu) Bakara; 251:

- Sonunda Allah’ın izniyle onları yendiler, Dâvûd (AS) da Câlût’u öldürdü ve Allah ona hükümdarlık ve hikmet verdi, ona dilediği şeyleri öğretti.

Eğer Allah’ın, insanların bir kısmı ile diğer kısmını durdurması olmasaydı yeryüzünde düzen bozulurdu.

Fakat Allah’ın âlemler için büyük lütufları vardır.

Tefsir (Kur'an Yolu) Bakara; 251:

- Tâlût’un ordusunda üç oğlu bulunan bir baba (Yesse), ordudan haber getirsin diye çobanlık yapan ve çocukken Peygamber Samuel’in (Hz.İsmail' in) duasını da alan oğlu Dâvûd’u göndermişti.

Dâvûd orduya yetiştiğinde Golyat (Câlût) meydana çıkmış, teke tek savaşmak üzere karşı taraftan bir savaşçı istemişti.

Tâlût onun karşısına çıkmak istiyor, bunun ölüm demek olduğunu bilen askerler onu engellemeye çalışıyorlardı.

Dâvûd (17) çevresindekilere Golyat’ı öldürenin ödülünü sordu.

“Onu öldürene kral büyük servet verecek, onu kızıyla evlendirecek ve hanedanını imtiyazlı kılacak” dediler.

Dâvûd buraya savaşmak için gelmemişti, daha önce kendisini bir savaşta denemiş de değildi.

Sürüden koyun kapan bir aslanla ayıyı öldürdüğünü hatırlatarak Tâlût’tan, Golyat’a karşı savaşmak üzere izin istedi; Talut kendini uyardıysa da aldırmadı, talebinde ısrar etti.

Tâlût ona zırh giydirdi ve izin verdi.

Golyat’a doğru ilerlerken zırh ağır geldiği ve hareketini sınırladığı için onu da çıkarıp attı.

Yanında yalnızca; vadiden seçtiği taşlarla sapanı vardı.

Golyat’la birkaç cümle konuştuktan sonra; sapanına uygun bir taş koydu ve Davut Golyat' ı başından vurdu,atından düşünce de kılıcını elinden aldı ve boynunu vücudundan ayırdı.

Bundan sonra Filistîn ordusunun mağlûbiyeti kolaylaştı, zafer İsrâiloğulları’nın oldu.

Tâlût önce sözünde durdu, Davud' u askerin başına geçirdi ve kızıyla da evlendirdi. Sonra halkın ona gösterdikleri ilgi, sevgi ve güveni görünce kıskandı, öldürmek için çeşitli vesilelere başvurdu.

Dâvûd ona kötülük etmek istemediği için ayrıldı, uzun yıllar uzakta kaldı, çeşitli maceralar geçirdi.

Peygamber Samuel/ Hz.İsmail de vefat etmeden önce Tâlût’tan uzaklaşmıştı.

Tâlût vefat edince Dâvûd, Hebron/ Heron (el-Halîl) şehrine geldi.

Halkın bir kısmı onu, diğer kısmı da Tâlût’un bir oğlunu hükümdar olarak kabul ettiler.

İki grup iki yıl kadar aralarında savaştılar.

Sonunda Tâlût’un oğlu öldü ve bütün İsrâiloğulları’nın ileri gelenleri Dâvûd’un etrafında birleştiler.

Dâvûd ülkeyi güzel idare ettiği gibi yaptığı savaşlar sonunda sınırlarını Fırat Nehri' nden Akabe Körfezi'ne kadar genişletti.

Allah kulu Hz.Dâvûd as'a, dilediği birçok önemli ve faydalı şeyi öğretti ve krallık nasip etti.
Sonunda kendisine Zebur’u (Mezâmir) göndererek peygamberlik de lutfetti. (Hz. Dâvûd hakkında ayrıca bk. Sâd 38/17 vd.).

“İnsanların birbirini durdurması/ engellemesi” o gün için, Tâlût ve Dâvûd’un, Filistinliler’in zulmünü engellemelerine denk düşmektedir.

[Ancak bugün içinse tam tersi, Filistinlilerin İsrailoğullarının zulüm ve saldırganlığını durdurmalarına/ engellemelerine denk ve uygun düşmektedir!]

Kur' anın mucize ve mesajı kıyamete kadar ve tüm insanlık için geçerlidir.

تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّؕ وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖينَ ﴿٢٥٢﴾

Meal (Kur'an Yolu) Bakara; 252:

- İşte bunlar sana gerçek olarak okumakta olduğumuz Allah’ın âyetleridir ve sen şüphesiz Allah’ın elçilerinden birisin.

Tefsir (Kur'an Yolu) Bakara; 252:

Hz. Peygamber’in bütün bu anlatılanları bilmesi, Allah’ın ona bunları vahyetmesi sayesinde olmaktadır.
Bunları ona okuyan, bu gerçekleri kendisine bildiren Allah’tır.
İşte bu vâkıa da onun Allah elçisi olduğunun bir başka delilini teşkil etmektedir. (Kaynak:Diyanet- Kur'an Yolu Tefsiri Cilt 1)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum