Risale-i Nur doğrudan Kur’an’a ulaştırıyor

Risale-i Nur doğrudan Kur’an’a ulaştırıyor

Mekke'de bulunan Seyyitler Cemaatinden Muhammed El-Mas Risale Haber'e konuştu

Röportaj: Abdurrahman Iraz

Tercüme: Muhammed Nur Sungur

Risale Haber

Mekke'de bulunan Seyyitler Cemaatinden Muhammed El-Mas Risale Haber'e konuştu

Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Hicri 1394 tarihinde doğdum. 37 yaşındayım. Fıkıh ve fıkıh usulü ile karşılaştırmalı fıkıh lisans eğitimi aldım. (İslam hukuku ve usulü) şimdilerde eski klasik usülde tefsir, Hadis, kelam gibi dersler okutuyorum. Ayrıca Arapça Risale-i Nur dersleri veriyorum.

Bu dersleri okulda mı veriyorsunuz?

Özel okullarda ve medreselerde.

Muhammed El-mas’ın çocukluğu nasıl geçti? Nasıl bir çocuktunuz?

Küçükken hareketli bir yapım vardı, fakat annem yaramazlık yapmamam için beni uyarırdı ta on yaşına vardım. Giderek yaşım ilerledi 10-18 derken 20’ye vardım.

ŞİMDİYE KADAR OKUYUP GÖRDÜĞÜMÜZ KİTAPLAR GİBİ DEĞİL

Risale-i Nur, Bediüzzaman veya Said Nursi isimlerini ilk olarak nerede, ne zaman ve nasıl duydunuz?

Ben 6-7 yaşlarındayken, rahmetli babamın kütüphanesinde Bediüzzaman’a ait küçük risalelerin olduğunu hatırlıyorum. İlk defa orada gördüm. Ancak Bediüzzaman’ın kim olduğunu anlayacak yaşta değildim. Sadece sıradan kitaplar suretinde hatırlıyorum. Seneler sonra Cidde’de 2000 veya 2001 yıllarında bir kitap fuarı açılmıştı. Ben de o sırada üniversiteden yeni mezun olmuştum. Ehl-i ilim olduğumdan kitaplara karşı fazla alakam vardı. Ne zaman ve nerede bir kitap fuarı olsa oraya ilgi duyardım. Fuar büyüktü ve bir hayli fazla kitap mevcuttu.

iraz_elmas1.jpgArkadaşım Seyit Halit El-Cifri Risale-i Nur kitaplarını bu fuarda görüp almış. Seyit Halit’in kayınpederi bana, “Seyyit Halit’te Risale-i Nur kitapları var gördün mü, bir bak hele o kitaplara” dedi. Ben de gittim baktım Risale-i Nur külliyatı ve bazı küçük risaleler… Ufak kitaplardan iki tanesini alıp okuyayım dedim, bakalım Bediüzzaman neler anlatıyor ve neler söylüyor diye; kitapları alıp doğru eve gittim. Oturdum ve okumaya başladım. Okuyorum, okuyorum okuyorum… O gece hemen hemen hiç uyumadım. Farklı bir üslupla yazılmış. Kolay bir üslup ama derin dini hakikatlardan bahsediyor. Şimdiye kadar okuyup gördüğümüz kitaplar gibi değil. Hem kolay, hem zor bir üslup, buna ilmi ıstılahta “sehl-i mümteni” deniliyor. Başlangıçta çok kolay gibi ama gerçekte çok derin hakikatlar. Bu tarz yazılmış, çok değişik bir üslupta…

Ertesi gün doğrudan seyyit Halidin yanına gittim. “Seyyit Halid! Bediüzzaman’a ait elinde ne kitap varsa istiyorum; hatta üzerinde Bediüzzaman Said Nursi yazan tek bir kağıt bile varsa onu da istiyorum” dedim.

Seyyit Halid, “dur bakalım, biraz yavaş ol, ne bu sürat böyle” diye çıkıştı. “Arkadaş, bu zatın ifadeleri çok değişik bir üslupta, bu kitaplar da çok farklı” dedim. “Merhaba, hay hay baş üstüne” dedi. (Araplarda tasdik için bu tabirler kullanılır.) Benim bu talebim ve arzum üzerine Seyyid Halid, fuarda tanışıp Risale-i Nur külliyatını aldığı Selim beye (Selim Hanife) beni anlatıp bahsetmiş; “bir arkadaş var Mekke-i Mükerreme meşayihinin talebelerinden, farklı bir kişiliğe sahip, Risale-i Nurları iştiyakla arzu ediyor. Onunla bir araya gelip tanışalım.” Hem de Risale-i Nurları takım olarak getirecekler. Külliyatın hepsini. Fakat benim önemli bir problemim var. O da para; “para ile verecekseniz şimdi istemiyorum zira param yok” dedim. “Para meselesi bilahare en son konuşulacak husus hele biz bir araya gelip bir tanışalım” diye kendi aralarında kararlaştırmışlar.

ÖYLE BİLDİĞİNİZ ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ ŞEKLİNDEKİ DERS DEĞİL

muhammed_elmas2.jpg

Muhammed El-Mas Mekke Nur dersanesinde Mustafa Sungur ve İhsan Kasım Salihi ile birlikte...

Takriben iki gün sonra bir araya geldik. Risale-i Nur külliyatını da beraberlerinde getirmişler. Ben, Seyit Halid ve Selim bey, mevzuyu açıp konuşmaya başladık. Adetim üzere yeni tanıştığım insanlarla uzun süre oturmam fakat o gece sabaha karşı saat 03.30’a kadar konuştukça konuştuk. Dağılırken, “bizim tekrar bir araya gelmemiz lazım” dedim.  “Tamam” dediler. Seyyid Halid benim zaten candan arkadaşım. Ancak Selim bey daha yeni tanıştığım, benim için yabancı birisi. Seyyid Halid ve ben, kafamızda ne kadar müşkül varsa ortaya döküp Selim Hanife’ye soruyoruz. Fakat o bizi henüz tanımadığı için bazı hassas konularda cevap verirken zorlanıyor. Her ne kadar Risale-i Nur hakikatlerinden hata yapmadan cevaplamaya çalışsada bizi ve tarzımızı henüz tanımadığı için söze “ama” diye başlayarak hem korkak hem çekingen bazen “ben de sizin gibi düşünüyorum” diyor ve hoşlanabileceğimiz şekilde cevaplar vermeye çalışıyor, bazen de “size doğru cevapları vermeye çalışıyorum, fakat hoşlanmayacağınız şekilde ve yanlış anlamamanız için…” diye cümleler kuruyor bizi idare etmeye çalışıyordu.

Allah (cc) Selim Hanife’den razı olsun. Bizim için bir hayli emek sarfetti. Daha sonra iki günde bir, bir araya gelmeye başladık bu böyle devam ederken Selim bunu fırsat bilerek, “ya biz neden kendi aramızda bir ders koymuyoruz?” diye sorunca, “biz usulü bilmediğimiz için nasıl ders” diye sorduk. “Öyle bildiğiniz öğretmen-öğrenci şeklindeki tedris değil bu yapacağımız Risale-i Nur dersi. Toplanıyoruz, mevzuları aramızda tartışıyoruz, müzakeresini yapıyoruz. Üstadın metodu nasıldı, bir takım meselelerde Üstadın bakış açısı nedir v.s. diye genel konuları kendi aramızda müzakere ve mütalaasını yapıyoruz” dedi. Devamla, “yine bu hususları müzakere edelim ama, risalelerden ders yapalım, ders okuyalım; bu sırada da konusuna göre de üzerinde durur, meselelerin münakaşasını ve mütalaasını yapmış oluruz” dedi.

SÖZ SÖZ OKUYARAK TA 33. SÖZÜ BİTİRDİK

seyyidler1.jpg

Seyyidler Risale-i Nur'a büyük ilgi gösteriyor

Bu fikir hoşuma gitti. Hakikaten her mesele üzerinde okurken müzakeresini yaparız. Geriye vakit meselesi kalıyor, vaktimiz var mı, müsait mi? Evet var. O halde vakti de çok uzun tutmayalım kolaylıkla ders yapabilelim ve derse başlayalım dedik. Peki nereden başlayalım, neyi okuyalım? Üstadın hayatını okuyalım. O sırada merhum Orhan Muhammed Ali’nin kaleme aldığı “recul el-kader” yani “felaket ve helaket asrının adamı” risalesi var. Çok güzel, edebi, şık bir üslupla yazılmış. Bu kitaptan başladık ve Üstadın yaşadığı havayı yaşamaya başladık. Üstad ne istiyor? Düşünce ve prensipleri nelerdir? Bu minval üzere Üstadın hayatını okuyup bitirdik ve hemen Küçük Sözlere başladık. Söz söz okuyarak ta 33. Sözü bitirdik. Ve diğer büyük kitaplara geçtik onları da okuduk bitirdik.

Artık hem umumi hem de hususi dersler yapıyoruz. Ayrıca ben bir yıl boyunca risaleleri diğer kitaplarla inceleyerek okuyorum. Çünkü yaşadığım ortamdan hemen çıkmak kolay olmuyor, risaleleri okumaya bir hayli vakit ayırdım bu sayede Allahın inayetiyle külliyatı bitirdim. Elhamdülillah.

Aslında bu suali daha önce sormam gerekirdi. Siz seyyidsiniz Allah Resulünün aile silsilesindensiniz. Şecereniz var mı? Hangi koldansınız?

Evet Elhamdülillah. Biz Hüseyniyiz, Hüseyin bin Ali’nin soyundanız.

Arkadaşlarınız da seyit mi? Mesela Halid El-Cifri?

Evet Halid El-Cifri seyyiddir.

Nebil?

O ehli beytten değil, yani ben öyle olmadığını biliyorum. Fakat Allah hakikatı bilendir.

Mekke-i Mükerreme dersanesinin açılışına gelen Arapların hepsi seyyid değiller miydi?

Gelenlerin pek çoğu seyyidlerdendi. Seyyid Alevi Haddad, kardeşi Seyyid Ahmed, kardeşleri Seyyid Ali ve diğerleri, son gelen gurubun hemen hemen hepsi seyyidlerdendi.

RİSALE-İ NUR’DA İSE METOD YİNE RİSALE-İ NURUN KENDİSİNDE

Bediüzzaman hazretleri seyyidler cemaatinden bahsediyor. “Seyyidler cemaati çıkacak Risale-i Nur’u sahiplenip, Arap ülkelerinde neşredecekler” diyor. Bediüzzaman’ın işaret ettiği çok hadisenin bugün gerçekleştiğini gördüğümüz gibi son naklettiğim sözü de sizinle tahakkuk ediyor inşallah.

muhammed_elmas1.jpgRisale-i Nur mesuliyetli bir iş, ben buna ehil değilim. Ama kalbimin içimden diyorum ki muhakkak Risale-i Nurla alakalı bir vazife almalıyım. Çünkü böyle bir vazife Risale-i Nurla iştigal etmek ehemmiyetli. Çünkü bana göre Risale-i Nur hizmetini kaçıran büyük bir hayrı kaçırmış olur. Özellikle bu zamanda İslama hakiki hizmet ancak risaleler yoluyla olur. Ben Risale-i Nurdan önce tarikatların metodunu, tebliğ cemaatini, ihvan-ı müslimini ve selefilerin tarzını, çalışmalarını biliyorum. İslama safi, nefsani isteklerden sıyrılmış, heva ve hevesten uzak bir tarzda bir hizmet şeklini bulamadım. Ama Risale-i Nur öyle değil, şahıslar yok şahıslara bağlı metod yok. Diğer meşreblerde şahsiyetçilik var, başta bir şahıs, ona bağlı diğer şahıslar ve alt alta devam eden şahıslar silsilesi.

RİSALE-İ NUR DOĞRUDAN KUR’AN’A VE İSLAMA ULAŞTIRIYOR

Risale-i Nur’da ise metod yine Risale-i Nurun kendisinde. Herkes Risale-i Nurun etrafında dönüyor. Şahsın etrafında değil. Şahsa bağlılık yok herkes eşit, Risale-i Nuru okuyor, anlıyor ve Risale-i Nura hizmet ediyor. Risale-i Nur ise Kur’an nurunun reşhaları, Kur’an’ın nurundan süzülmüş hakikatler. Bundan dolayı heva ve hevesin girmediği safi bir hizmet olarak tahakkuk ediyor. Tarikatta şeyhlik ve müridlik var, mürid şeyhinin elini öpecek. Bilinen şeyhlik ve müridlik mertebeleri. Bediüzzaman ise nazarları risalelere çeviriyor, Risale-i Nuru gösteriyor. Şahıs yok, şahs-ı manevi var.

Merci şahıslar değil, belki doğrudan Kur’an ve Kur’an’ın hakikatleri. Hatta diyorki; “ben nefsimden hoşlanmıyorum, nefsimin hoşlandığından da hoşlanmıyorum.” Bu ihlasın en yüce derecesidir, tevhid ve tevhid-i kıblenin en yüksek seviyesidir. Risale-i Nur Kur’an’ın mana ve maksadlarına erişmek ve anlamak için bir basamaktır. Üstadın dediği gibi, “Risale-i Nurlar Kur’an’ın bu zamanda hakiki bir tefsiridir.” Son dönemde bu şekilde, bu metodla gelen Üstadtan başka birisi yoktur. O yüzden Üstad Bediüzzüman bu davanın tam ehli bir zattır. Binaenaleyh doğudan veya batıdan birisi, bir Rus ya da bir Amerikalı, “biz İslamı Bediüzzaman eliyle almak istiyoruz” dese şaşırmamak lazım. Çünkü direk menbaından safi olarak veriyor İslamı ve insanlar doğrudan Kur’an’a ulaşıyorlar.
(Devam edecek)

www.RisaleHaber.com