Geçmişe El Sallayan Geleceğe Selam!...

Geçmişe El Sallayan Geleceğe Selam!...

Yusuf Tosun'un yazısı...

Geçmiş; acı, tatlı yaşanan bir hal... İçinde hem sevinçleri, hem acıları, hem de hüzünleri barındırır. Bir cangıl gibi geride bıraktıklarımız, geleceğe bir köprü vazifesi görür adeta.
Gelecek ise; hayata  açılan meçhul bir kapı... Asıl özlemlerimiz, hayallerimiz, umutlarımız onda gizli... Onun varlığıyla ayakta kalırız. Geleceksiz bir yaşamın tahayyülü bile darmadağın eder yüreğimizi.

Ancak her şeye rağmen asıl sitem, şimdiki hale... Çünkü, içinde yaşadığımız dem, her zaman belirleyicidir. Geçmiş ve gelecek inisiyatifimizin dışına çıkmışken, şimdiki hal; hala o taze canlılığıyla avuçlarımızın arasındadır. Yüreğimizle onu dinlemekte, ellerimizle dokunmaktayız. Direksiyon bizde, seyir halindeyiz. Yol tercihiyle birlikte  hakimiyet de bizde. Kaza yapma riskiyle beraber her geçen an hedefe ulaşıp/ulaşmamak elimizde. Böylece her yaratık yaşam tünelinde ince uzun bir sefer halinde olur.

Kurşuni bulutların semada raksettiği mahzun bir yağmurdur üstümüze  çiselenen bu maratonda. Her damlasından sanki hüzün okyanusları doğuyor. Aç, perişan ve de sefil halimizin dramını perdeliyor  boyuna. Ağlıyor, insan manzarasına hüzünlü bulutlar da. Geçmiş, gelecek ve şimdiki hal üçlemesinin hazan dağıtan bulutları boşanıyor yüreğimize. Kimisi rahmet, kimisi fırtına olarak yerini alıyor. 

Sisli bulutlar arkasında, geleceğe açılan penceredir umutlarımı diri tutan. İçi açılamayan bir kara kutu gibi duruyor ufukta gelecek. İnsanı yaşatan umut simidiyle midem kendini buluyor. Geleceğin haritasını  yeniden çizme gayretiyle ayaktayım. Tek tutunacak dalım, geleceğe hayallerimi nakşetmek. Umut ve hayallerimi aynı potaya koyarak geleceğe uzanıyorum. Yaşanan bunca paradoksu başka nasıl izah edebilirim? Geleceksiz yaşamın ne tadı olabilir ki? Körün tekme savurmasında farksız olmaz mı geleceksiz yaşam?

O gelecek ki; hülyalarımın siyah kurdelesini bağlıyorum başına. Saçlarını okşayıp taradıktan sonra  hayallerimi bırakıyorum avuçlarına.  Gelecek seninle diyorum, genç adam! Gelecek sensin ve geleceği şekillendirecek de.

Gene de geleceğin bir siyah çukur olarak önümde durmasının önüne geçemiyorum. Duygularım o hendeğe düşme korkusuyla gidip geliyor. Yeni doğan bir çocuk masumluğuyla düşlerimle yürüyorum geleceğe çaresiz. 

Hala yıkılmayan umutlarımdır, geçmişe el sallayıp geleceğe selam duran. Boğazı yaran suların heybetiyle dalgaları geride bırakıp, yeni kıtalar keşfetmenin sevinciyle kulaç atıyorum. Geçmişe bakmadan, geleceğe selam diyorum.

Kimi zaman da tos-pembe hayallerimin kurşuni bulutlarla sarmalandığı havayı teneffüs ediyorum. O zaman siyah martıları  azad ediyorum. Mengenedeki ruhum, yeni bir dünyanın el değmemiş kurgularına sancılanıyor. Bir sarkaç gibi gidip geliyorum geçmişle gelecek arasında. 

Geçmişten geleceğe akan büyük nehirler doğuyor yüreğimden. Uygarlıkların beşiğini besliyorum sermayemden. Sığ suların olgunluğunu takınıyorum  bunca zaman. Kalk ve diril diyorum kendi kendime. Gücünü toplayarak cesaretini takın ve bir Ebabil Kuşu gibi minnacık taşları gaganla taşı. Taşı ki, gelecek  senin olabilsin.

Yüreğimin aleviyle bir mum gibi eriyorum gelecek hayallerimin kıyısında. İçim sızlayarak, sadece izliyorum. Ama aydınlanan kim? Ne geçmişim, ne de geleceğim. Yaşanan gel-gitler hepten göçertiyor beynimi.

Sana ancak, beyaz tuvale işlediğim hayallerimle gelebiliyorum. Ya da hayalimin realitesini  nakşediyorum beyaz kağıda. Hakikat makinelerde üretilen kağıtta değil. Resmi usulce nakşeden hayal gücündedir bütün sır. Ruhumuzu karanlık hücrelerin kuytu köşelerine presleseler de hayal dünyamızı söndüremezler asla.

Bir “Sessiz Gemiyim” bu diyarda. Her doğan yeni günle birlikte yeni hayaller berkitiyorum bu limanda. Hiçbir şeye aldırmadan suları yarıyorum yolcusuz teknemde. Taze umutlar dolduruyorum heybeme. Geçmiş ve geleceğin nazende bakışları arasında yeni hale kilitleniyorum.  Evet, Yahya Kemal’in Sessiz Gemisi’ni dillendiriyorum farkında olmadan:

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözler nemli.
Biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden”(1)

İşte böyle... Çaresiz; geçmişe el sallayıp, geleceğe selam duruyorum yeni umutlarla!...

DİPNOT:
 (1)Yahya Kemal – Kendi Gök Kubbemiz